Urfa Haber WhatsApp Hattı

Ana Sayfa Röportajlar “Bir bayrak rüzgar bekliyor”

“Bir bayrak rüzgar bekliyor”

AK Parti Şanlıurfa Milletvekili Zeynep Karahan Uslu ile Bermal Melik'in yaptığı röportaj.

Giriş Tarihi: 14 Ağustos 2013 Çarşamba 12:10
“Bir bayrak rüzgar bekliyor”

Urfa bir tarım şehri. Kadının tarımdaki gücünü güçlendirme ve istihdama kazandırılması açısından  projeleriniz var mı?

Urfa’da benim baştan beri tespit ettiğim şöyle bir durum söz konusuydu. Urfa’da özellikle AK Parti döneminde, kent merkezlerinde ve hatta ilçe merkezlerindeki kadına ulaşma ve kadını hayata katma anlamında gerçekten büyük bir mesafe alındığıydı. Benimde bu çerçeve içerisinde, katkı sağlama imkanı bulduğum, kadın merkezlerinin 25’ den 40’a çıkarılması Kalkınma Bakanlığının reddettiği bir talepti. Sonra evvel sene, ikinci defa valimizden rica edip, yazıyı yeniletmiştim. Kalkınma Bakanlığımıza da ihtiyacın neden bu kadar yüksek olduğunu ifade ettiğimde kendisi de dikkate aldı. Ve böylece kadın merkezlerimizin sayısı, il ve ilçelerle beraber 25 ‘den 40’a çıktı.Şimdi, diğer aile fertlerinin kullanabileceği 7 tane kadın kültür merkezi açtık. Bunlar çok önemli. Ancak nüfusun yaklaşık üçte ikisi köylerde, mezralarda ve kırsalda yaşıyor. Buradaki kadın en dezavantajlı kadın. Çünkü daha az eğitim alıyorlar, geleneksel tutum ve alışları üzerinde hisseden kesim bu kesim. Köyde yaşadıkları için de istihdam olanaklarından, birey olma fırsatından, hayata katılma imkânından, bu çerçevede ne yapabiliriz diye düşündüğümüzde, kendi yaşam alanlarında hayata katılabilmesi için, kırsaldaki kadının şartlarını, imkanlarını ve donanımını merkeze alan projelerin geliştirilmesi gerektiğini tespit ettim. İnsanların gördükleriyle tutum alabildiklerini ve iyi örnekleriyle de değiştirebildiklerine inanan biriyim. İyi örneklere öncülük edersem ve bunları hayata geçirir, başka kadınları, başka köyleri, başka grupları hayata geçirmeye çalışırım. Mesele” şu köyde şu yapıldı efendim”, “bu ilçemizde bu yapıldı “demek suretiyle harekete geçirmeyi, tetikleyebileceğimi düşündüm. Ve bu anlamda köydeki kadınlarımızın bana yönelik taleplerini de dikkate almak suretiyle bugün merkezdeki İkizce köyündeydim. Köy ziyaretlerimi süreklilik ilkesiyle devam ediyorum. Ve aynı talepleri de aldım. Arif Nihat Asya’nın bir şiiri vardır. ”Bir bayrak rüzgar bekliyor” Bu şiirdeki gibi, bayrak olan kadınlarımıza rüzgar olmak adına, iki projeyi harekete geçirdim. Bunlardan, Tülmen köyündeki proje bitmek üzere.

 

 

 

Şanlıurfa’da sizin desteğinizle, Türkiye’de 35 tane bulunan ve bölgede de hiç olmayan, Urfa’da ilk kez bir kadın kooperatifi kuruldu. Bu kadın kooperatifleri neleri yapmayı hedefliyor?

Bölgemizde birkaç tane kadın kooperatifi kurulu ama inaktif durumda. Gerçek anlamda işleyen kooperatif yok. Ben bir kadın kooperatifi kurmayı ve bunu hanımlarla yapabiliriz diye düşündüm. Ankara’dan, Bakanlıktan yetkililer getirdim. Bunu en uygun yapabilecek köyleri tespit ettik ve Tülmen Köyünü seçtik. Tamamıyla tespite dayalı seçildi. Binalarımız bitmek üzere. Maalesef yereldeki bürokrasiden, Validen destek almamıza rağmen, bazı yerel yöneticilerden bunun ufkunu görememe adına, karşı çıkanlar oldu. Bu geçekten acıydı. Ama Valimiz gibi ufku açık bürokrasinin de desteğini aldığımızı ifade etmek gerekir. Bu çerçevede proje yazdırdık. Akabinde projenin yazım aşamasını ve kabulünü adım adım takip ettik. Kadınlara özel bir program uyguladık. Almanlarla ortak kadın kooperatifi nasıl kurulacağı ve nasıl pazarlanacağına dair eğitimler yaptırdık. Bu eğitim Tarım Bakanlığı’nın çok özel bir eğitimi idi ve buna Urfa dahil değildi. Çabalarımızla bu eğitimin ilk fazını, ilk evresini aldırdık ve projemiz onaylandı. Sonra Sosyal Dayanışma ve Anlaşma Vakfından ilave destek daha aldık. Şu an binalarımız bitmek üzere. Süt sağım tesislerinden modern ahırlara, besi alanlara kadar bütün kooperatiflere örnek olacak yetkinlikte, yaklaşık 1000 hayvanın dahil olacağı ve 30 kadınımızla bir kooperatif kurduk. Beyler kurmuş ama yapamamışlar ve istifa etmişler. Ama ben Urfa kadınlarına inanıyorum, kadınlarımız yapar. Biz sadece bir vesileyiz. Vesile olmakla da çok mutluyum. Bu çerçevede binalarımız bitmek üzere. İnşaatların yüzde doksanı bitmek üzere. Önümüzdeki günlerde hayvanlarımızla üretime başlayacağız.

 

Bu kooperatiflerin nihai hedefi ne olacak?

Hayvancılık, gübre ve süt ürünleri. Bu projede devam ediyor ve bitmek üzere. Hanımlara hayvancılıkla yetinmemelerini önerdim. Bilinçli tarım çok önemli. Tarım içinde hanımlarımıza örnek olalım dedim. Tarımda iyi tarımı önemsiyorum. Organik tarım çok önemli. Bu bakımdan buna çok müsait bir şehiriz. İlimizde organik tarımı geliştirmek istiyoruz. İyi tarımda yüzde 30 kâr satışı yapmak mümkün. Neden Urfa’mız bundan mahrum olsun, neden yararlanmasın. Hanımlarımızla tarım hem de organik tarım projesini geliştirdik. Bunun da ilk eğitimini aldık. Proje kabul edildi. Çatak ve Yaylak ta organik fıstık üretiyoruz. Bu yıl ilk yılımız, ve benim hedefin akabinde paketleme tesisi kazandırabilmek. Ancak bunun sertifika süreci var. Organik tarımı sertifikalı olarak pazara sürersek ve üç yıl üst üste sertifikasyon kontrolünden geçilirse, paketleme tesisi hakkını kazanıyoruz. Kârlılık üst seviyeye çıkarsa, kadınlarımız köyde iş kadını olacaklardır. Köyde kendi işini sahibi olacaklardır. Kadınlarımızı müteşebbis olarak göreceğiz. Bu yöndeki çalışmalar hızla sürüyor, desteğimde sonuna kadar sürecek.

 

Türkiye’nin kadın -erkek fırsat eşitliği konusunda geldiği durumu nasıl değerlendiriyorsunuz? Urfa kadını kadın-erkek fırsat eşitliği konusunda nerede duruyor?

Geleneksel bakış açısıyla hayatın gereklerine ve adalete uygun bir biçimde, kadınları da hayatın en önemli değeri ve hayatın yarısı olarak kabul eden, daha adil ve adaletli bir bakış açısının, dinimizin, peygamber efendimizin, Rabbimizin de emrettiği bakış açısının da, fırsat eşitliği dediğimizi şeyin aslında bu bizim dinimizde, kültürümüzde, milli kültür mirasımızda da var olan bir bakıştır. Biz kadını hor gören bir bakışın ,insanlık topluluğun üyesi değiliz. Bunu da ifade etmek gerekir. Dolayısıyla böyle bir medeniyetin evlatları olarak, Urfamızda Hz. İbrahim gibi insanlık hasletlerin timsali olan bir peygambere ev sahiplik yapmış bir şehrin evlatları olarak bu hassasiyeti, belki daha fazla kalbinde ve hayatında hissetmesi, görmesi gerekir diye düşünüyorum. Ve bu çerçevede bizim ilimizde de bu yönde dönüşümün varlığını ben görüyorum. Ama diğer tarafta kadınlarımız pek çok konuda başta aile içi şiddet olmak üzere, maalesef eşlerin kabulü olmadan, zoraki yapılan çoklu evlilikler, çocuk yaşta yapılan evliliklerin azalmakla beraber bu sorunların varlığını hissettirdiğini görüyoruz. Bu çerçevede devletin şefkatli elini, koruyucu elini, kadınlarımızın ve bütün milletimizin yanında hissetmesi adına yapılan çok hizmet var bu anlamda. Benim, sayın Bakanımızın desteğini alarak Urfa şiddeti önleme merkezleri açılmasında ilk pilot iller arasında yoktu. Ben Urfa’da bu sorunun ne kadar önemli olduğunu sayın Bakanımıza ifade ettim. Aile ve Sosyal Bakanımızda önerimi dikkate aldı. Urfa’da geçtiğimiz aylarda benim katılımla ,Sayın Emine Erdoğan Hanımefendimiz ve Bakanımızla beraber, açılışını video konferansla Ankara’dan gerçekleştirdik. Ve şiddeti önleme merkezimizi Urfa’ya kazandırdık. Yine bu dönemde, 2011 sonrasında, yine Aile Bakanımızın bu anlamda hassasiyetine teşekkür etmek isterim. Urfa’da kadın sığınma evinin olmadığını Bakanımıza ilettim ve bunun bir ihtiyaç olduğunu söyledim. Ve kendileri de bunu kabul ettiler. Artık kadın sığınma evimiz, şiddet önleme evimiz var. Artık kadınlarımızın istedikleri an, her türlü desteği alabileceği yapıların olduğu bir şehir Urfa. İki sene öncesine kadar bunların hiç birisi yoktu. Dolayısıyla bunlarla mücadele etme anlamında da, diğer taraftan da biraz önce ifade ettiğim gibi kadın kültür merkezlerinin artırılması, Çatom’ların artırılması, kalıcı 7 tane kültür merkezlerinin yapılması gibi, kadınların daha içine alması ,kadın hizmet unsurlarının da Urfa’ da olduğunu ifade edebilirim.

 

Bugün kadın cezaevini ziyaret ettim. İsteklerini dinledim. Hayatın her nerede olursa olsun, en dezavantajlı kadın, kadın mahkumlardır. Bütün kardeşlerimize elimizi uzatmak, onlara sahip olabilecekleri , onlara devletimizin şartları sunabilecek en iyisini sunmak adına katkı sağlamayı diliyoruz.

 

Kadınlarımız açısından büyük bir sorun olan şiddetten sonra güvenlik sorunu geliyor.Bölge ve Urfa ile ilgili haberlerin başında Töre Cinayeti ve Ensest ilişkiler geliyor. Kadın cinayetlerinin geldiği bu noktada ,kadın cinayetleri nasıl önlenebilir?

Tabi her şeyden önce kadınların kendi ayakları üzerinde durabileceği bir bireysel konumlanışa onları daha fazla kavuşturabilmekle gelir. Çünkü kadın tehdit altında olduğunu anladığında kendini koruyabilmek adına yeni bir hayat kurabilmek adına yeni bir hayat kurmak istediğinde, bu hayatı kurabilecek güce sahip olması çok önemli.

Diğer taraftan tabi devlet burada da milletin yanında. Bütün bunlar işte istihdamın artırılması, bunların meslek edinilmesi, bunların aynı şekilde eğitim süreçlerinden daha fazla yararlanabilmesini sağlamasını ve bütün bunların aslında aynı hedefe kadını bir birey olarak ayaklarının üstüne dikebilme hedefine hizmet etmektedir ve diğer taraftan tabi o insanı iteleyen, insan hayatının merkezi öneme haiz bir unsur olarak görmeyi, göstermeyi sağlayan insan odaklı bakış açısının tüm aileler de, tüm toplum kesimlerinde, hâkim olmasını sağlayacak bir dönüşümü savunmak gerekiyor.

Yani siz evladınızı nasıl öldürebilirsiniz? Ve ya siz eşinizi veya siz kız kardeşinizi öldürüp katil olmayı yani işlenebilecek en büyük günahtır.

Bir insanın yapabileceği en kötü davranış nedir? Bir insanın hayatını almaktır. Yaradılanı Yaratan’dan başka hiç kimsenin alma hakkının olmayacağı bir şeyi, Allah’ın en büyük yasağına karşı gelmek ve hukuk nezdinde de en büyük suçu işlemektir ama insanı böyle suçları işlemekten alıkoyacak olan bir yönüyle hukuk sistemidir. Belki caydırıcı olmak bazında ama aynı zaman da da insanın içindeki hukukta önemlidir.  Kalp hukukumuzu da geliştirmek zorundayız. Vicdanlarımızı da geliştirmek zorundayız. Çünkü vicdanı olan hangi insan bir insanı öldürebilir. Velev ki karşısındaki insan hata yapmış olsun, yanlış bir şey yapmış olsun, kötü bir şey yapmış olsun bunların hangisi bir insanı öldürme hakkını verir.

Dünyada böyle bir hakkı ve haddi insana tanıyan ne bir din nede bir hukuk sistemi vardır. Bu din dışı ve hukuk dışı bir eylemdir. En kınanası en büyük vahşettir. Dolayısıyla da bu vahşetin işlenmemesi insanlığımızın içerisindeki bu kalp güzelliğini, her insanımızın kalbine yayabilmek adına gerek ahlaki biçimlenmemiz, gerekse de hukukun caydırıcı ve cezalandırıcı elini de yeri geldiğinde en üst seviyede ve hiç af tanımaksızın, tolerans tanımaksızın gündeme yürürlüğe sokmaktır ki yine Ak Parti iktidar döneminde biliyorsunuz Türk Ceza Kanunu düzenlenirken, Töre ve Namus cinayetleri dediğimiz cinayetlere yapılan cezai indirimi tamamen ortadan kaldıran iktidar Ak Parti iktidarı ve Başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan’dır.

Daha öncesinde bildiğimiz üzere ” Ben töre sebebiyle işledim “dediğinizde hukuk size cezanızı 8 yıldan 1 yıla indirebiliyordu. 8’de 1 indirim düşünebiliyor musunuz. 16 yıl hüküm yediğinizde 2 yıl hüküm yiyip çıkıyorsunuz.

Bu hukukun hiçbir caydırıcılığı yoktur. Biz bunlarla, bu yasaklarla yönetildik maalesef. Ama Ak Parti döneminde bütün bu yanlış hukuki düzenlemelerle hukuk sistemimizi arındırdık.

 

Kadının geliştirilmesinde medyanın yaşamsal önemi var. Doğu kadını medyaya toplumdakilerden farklı mı yansıtılıyor. Yoksa biz gerçekten bu muyuz?

Böyle tahayyüle dayalı, hayale dayalı bir doğu kadın imgesini, hani nasıl batılıların oryantalist dediğimiz bir düşünce biçimi var ya. İşte yeni doğu dediğin böyledir, şöyledir diyerek hakikatle doğruyu tam olarak yansıtmayan bir kurguyu batılı romanlarda, batılı filmlerde 10 yıllar boyunca biz sıklıkla gördük. İşte o yüzden Türkiye dediğinde Ak Parti öncesinde bilhassa kurulduğumuz ilk dönemde çok karşılaştık. İşte siz deveye biniyor musunuz? diye sorular sorarlardı. Nedir bu yani işte Batının, doğu tahayyülü. Hayal etme ve hayali gerçekte olmayan Türkiye’yi yansıtma biçimi gibi. Türk medyasında da hala Doğuyu ve Güneydoğuyu aşiretlerin pençesinde, efendim hiçbir tür hakkı olmayan, sesi çıkmayan tamamen ailede nerdeyse 3.sınıf değil de 5.sınıf sınıf gösterilen veyahut ta sadece güçlü bir kadın ise ancak bir ağanın ya da paşanın kızı ya da eşi olabilirse güçlü olabileceği.

Oysaki dönün bakın Urfa’ya. Burada meslek sahibi kadınların olduğunu, sivil toplum önderi kadınların olduğu ve yeni gelen nesille birlikte çok daha hak ettiği kadarını hayattan alabilecek güze sahip güçlü ve özgüvenli ve nitelikli ve donanımlı kızlarımızın, hanımlarımızın olduğu ve çok daha fazlasının da tabandan genç nesilden gelmekte olduğu bir Urfa bir Güneydoğu profili var.

Yani ben köylere gittiğimde bakın biraz öncede söyledim. Köydeki kadınlarının projelerini bendeki esas bahsini de kadınların gözlerinde gördüğüm o istek ve ışıltıydı. Yani bana köylere gittiğimde “Hocam bize köyde kızların gidebileceği bir cafe açar mısınız” ,”biz çalışmak istiyoruz bize iş bulun” diyen kızlarımız kadınlarımız var. İşte dün daha Harran’daydım , Akçakale’deydim dışarıdan baktığınızda geleneksel kıyafetiyle işte o birilerine göre son derece geri planda düşünülecek hanımlar bana gelip bizzat bize burada iş olanağı sağlayın biz çalışmak istiyoruz diyen kadınlardı.

Dolayısıyla insanların dış görünüşü ile değil, beynine bakmayı öğrenmek gerekiyor. Bizimde burada bu hakikati, bu gerçeği, bu değişen ve dönüşen Urfa’yı, Güneydoğu’yu görmemiz, dokunmamız, güçlendirmemiz ve elbette göstermemiz gerekiyor.

Bu çerçevede de Urfa kadınlar adına da hızlı bir gelişim içerisinde. Bu kadınların gücüne de, Urfa’nın gücüne de inanıyorum…

 

 

Kadınlarımızın toplumdaki pozisyonu ve TBMM’ de artan kadın siyasetçiler üzerine neler söylenebilir.

Ak Partinin Türkiye’de kadın profilinin değişmesinin Başbakanımızın özellikle bu konuyu çok samimi sahiplenişiyle katkısı çok büyüktür.

Bu çerçevede işte Ak Partinin ben kadının siyasete katılımında, hayat katılımda dinamo işlevi  gördüğünü ben müşahade ediyorum. Neden “ Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz” denir. Bizden önce başta CHP olmak üzere Cumhuriyet tarihi kadar eski. CHP, biliyorsunuz cumhuriyetin en eski kuruluşuyla beraber başlayan partisi, getirdikleri nokta kadın konusunda ve diğer tüm partilerde de ortadaydı.

Parlamentodaki kadın temsili biz geldiğimizde 22.dönem dönem Milletvekilleri olarak geldik yani Ak Parti  ilk kurulduğunda 22.döneme kadar ki tüm Parlamentoların kadın Milletvekili oranının ortalamasını aldım. Ne çıktı biliyor musunuz? Yüzde 2!

Yani 22 dönemin ortalaması yüzde 2 . Bu kadarmış kardeşim kadın temsilcisi!

İşte CHP’si gelmiş, MHP’si gelmiş, ANAP’ı gelmiş, DTP’si, Adalet Partisi şusu busu, yüzde 2!

Biz geldik , bakın biz geldiğimizdeki yeni bir partiyiz. Biz ilk geldiğimizde ben 22’nci dönemde İstanbul Milletvekiliydim. 13 kadındık . 2’nci dönem yani 23’üncü dönemde bu sayıyı ikiye katladık ve 25’e çıktı. Yani yüzde 100 oranında AK Parti arttı ve niye dinamo diyorum, çünkü bir parti kadın meselesini sahiplenip, kadınların siyasete katılımını bu kadar keskin ve güçlü biçimde artırınca neticede toplumun yarısı da kadın. Bu siyasi partilerde gidip oy istediğinde kadınlar artık eskisi gibi değil. Bakıyor yani senin listende kadın var mı? Ben benim sorunlarımı benim meselemi bir kadın olarak taşıyabilecek kadınlara yer veriyor musun?

Madem toplumun yarısı kadın, yarısı da erkek oyun yarısını da kadından alıyorsun. Bunun temsilcisini koymakla mükellef değilmi , bu çerçevede Ak Parti 13 milletvekilinden 25’e çıkarılınca ve bu konuda Başbakanımız kadını her alanda güçlendiren politikaları hayata geçirmeye başlayınca, öbür partilerde de bir hareketlenme oldu.

Kimse demesin biz kendimiz yaptık. O zaman adama sorarlar yapsaydınız daha önce. Biz daha şurda 2001 yılında kurulmuş 2002 yılında ilk seçime girmiş partiyiz. Niye daha önce yapmadı bunu diğer partilerle  yapsaydınız.

Demek ki burada etkimizi gayet açık bir biçimde görmek mümkün. Yani Ak Partinin kadının siyasete katılmasında sadece kendi partisinin içinde değil, diğer partilere de iyi örnek olmak suretiyle çekici güç olarak, bir lokomotif olarak katkısı olduğunu ben müşahede ediyorum.

Yine 25’ten 46’ya çıktık. Yani sadece 3 seçim geçirmiş bir partide 13-25-46 yani her bir seçimde kendini yüzde 100 oranında adete ikiye çarparak, katlayarak kadın katılımını artırıyor.

Çok önemli bir inisiyatif bir sahipleniştir. Bakın Doğu ve Güneydoğu illeri başta olmak üzere pek çok ilde ilk kez Ak Parti bazı illerden kadın milletvekilleri çıkmıştır. Bunlar çok değerli çünkü niye bir ilin özellikle Anadolu illerinde hep en önemli temsilcisi kimdir? Milletvekilidir.

İnsanların önünde yürüyen, önderlik eden lider pozisyonunda görülen kişi kimdir? İlin siyasal temsilcisidir.

Sen şimdi ilin siyasal temsilcisi olarak bir hanımı gördüğün zaman bir talep ettiğinde, bir hanımefendi Milletvekilinden de talepkar olduğu zaman o illerde de kadın siyasetçiler ilim dokusunun dönüşmesinde büyük katkı sağlıyor. Kadının neler başarabileceğini açık ve net göstermesi oluyor.

İnşallah bu bakış açısının önümüzdeki yerel seçimlerde de, yerel siyasette de aynı güçte kendisini göstermesini umut ediyorum.

 

Newroz 2013’ de bir dönüm noktası yaşandı; Kürtlere statü verilmesinin ve Anayasal bir süreç başlatılmasının altı çizildi. Ancak yeni Anayasa yapılması için neden bir çalışma yapılmıyor.

Aslında 2013’le sınırlamak yanlış olur. Çünkü Ak Parti, parti programını açıkladığı günden itibaren red-inkar asimilasyon politikalarına karşı olduğunu aynı zamanda ana dil Türkçe kanun kaydıyla tüm kültürler hakların ve farklı dillerin, farklı kültürlerin, farklı etnik kimliklerin özgür ve eşit vatandaşlar olarak, bir devletin saygıdeğer vatandaşları olarak hiçbir farklı yaklaşım tabi olmaksızın konumlanacaklarını ifade ettiği, aynı zamanda bunların hepsi parti programımızda var. Bölgeler arası farklılıkların aldırılacağını bu yönde aktif ve kudret sahibi sergileneceğini ifade etti ve bakın olağanüstü halin kaldırılması 12 günün içerisindedir. Yani 2002 yılında iktidar olduktan yanlış hatırlamıyorsam biz 12 gün sonra olağanüstü hali kaldırdık.

10 yılın üzerinde bu toprakları olağanüstü hal bölgesi olarak ilan eden akıldan, Ak Parti’nin bölgeyi siyasi aklıyla çıkarılışı iki hafta sürmemiştir. Bu kadar hızlı bir şekilde harekete geçti yani. Bu işin miladı 2013 falan değildir. 2002’den başlayarak devam eden bir süreç vardır ve bu çerçevede de bizim için süreç başından belli devam etmektedir ve çok şükür son 5 aydır da ülkemizde terör eylemleri kaynaklı hiçbir canın toprağa düşmediği bir iklimi, bir atmosferi yakalayabildik Başbakanımızın liderliğiyle. AK Parti’nin ortaya koyduğu politik kararlılıkla bu noktaya adım adım gidebildik.

2002’den 2013’e bu süre zarfında gelebildik. 11 yıl boyunca bütün alanlarda gerek sosyal farklılıkların giderilmesi gerek ekonomik ortamın geliştirilmesi, gerek kültürel ve demokratik hakların bütün ülke için derinleştirilmesi ve demokrasinin derinleştirilmesi adına gayretlerimiz, projelerimiz, yasal düzenlemelerimiz bir biri ardına geldi ve inşallah kardeşlerin kanının dökülmediği, kardeşlerin hesaplaşmadığı, kardeşlerin helalleştiği bir Türkiye’de, bir Güneydoğu’da, Urfa’da yaşarız…

 

"Türk usulü başkanlık "diye bir başkanlık kavramıyla karşılaştık. Nedir bu "Türk usulü başkanlık"?

 

Aslında Türk usulü bu nokta usulü bir kavramlaştırma şüphesiz ki yanlış, ancak birilerin Anayasası değil bu. Milletin Anayasası diyebileceğimiz, elbette Anayasa dediğimiz zaman köklü en köklü ve en temel hukuk metni olması çerçevesinde, çeşitli konulardan, çeşitli önerilerde yapılmasının tam zamanıydı.

Dolayısı ile yeni Anayasanın yapılma zamanı ki bir hükümet sistem değişikliği olan orda çünkü bir bilgi karartması yapılıyor. Sanki devlet sistemi değiştiriliyormuş gibi ifadeler kullanılmaya kara propaganda ile gerçeğin üstü örtünmeye çalışılıyor ama başkanlık sistemi sadece bir hükümet sisteminin değiştirilmesidir ve bizim politik perspektifimize kavrayışımıza göre Türkiye bugüne kadar ki parlamenter sistemden, sosyolojik dokusunun özellikleri çerçevesinde gerekli faydayı almamıştır.

 

Türkiye için bunun nerden biliyoruz yeterli olmadığını bakın, şu anda 61. Hükümet iş başında.

İyi çalışan bir sistem olamasaydı hükümetlerin bu kadar çabuk kırıldığı, kurulduğu ve yıkıldığı kondisyon sarmalına kitlenmiş onlara yıl süren bir Türkiye tecrübesi yaşar mıydık?

Darbelerin bu kadar kolay yapılabildiği bir Türkiye darbelerin fiili darbelerin yapılabildiği bir Türkiye serüveni olur muydu? Burada yolunda gitmeyen bir şey var.

O yolunda gitmeyen, dolayısı ile ülkenin önüne ket vuran sistemin dönüştürmek gerekiyor.

Yani en basit bir ifade.

Biz Osmanlı imparatorluğu döneminde ilk dış borcu aldık. (1854)

Ve dış borç dediğimiz nedir?

Dışa bağımlılıktır ve biz ne zamana kadar ödedik biliyor musunuz? ”Düyun-u Umumiye “dediğimiz dış boçları 1854’te olan borcu bize 100 yılda ödettiler. Tam 1954’e kadar Türkiye Cumhuriyeti devleti ”Düyun-u Umumiye” borçlarını ödedi ve borçlu bir ülke olarak kaldık.

Bu böyle bir ülke ilerler mi?

Ekonomisi gelişir mi?

Ve biliyorsunuz parlamenter sistem ta meşrutiyetten gelen bir hadisedir. Yani böyle bir sürekliliktir ve sonra 1854 nihayet tam birçok partili sistem oluyor demokrat parti dönemi ve ilk dış borcumuzu ne zaman alıyoruz biliyor musunuz? 6o’da darbe yapılıyor yani sadece 6 yıl Türkiye bir ayaklarının üzerinde duruyor bir güçleniyor, bir istikrar geliyor.

Tek partinin iktidarı da yani tek parti hükümeti oluyor ve ona tahammül edemiyor bazı güçler ve darbeler yapıyorlar.

Dönemim Başbakanının öldürüldüğüne şahit oluyoruz. Milletçe ve 1963’ün hemen akabinde Türkiye ilk dış borcunu gidiyor IMF’den alıyor. Burada bir tesadüf mü var yani darbelerin yalnızca sosyal dokuya değil ekonomiye de darbesi yapılıyor ve sen katlanarak artan bir borcun altında eziliyorsun, gelişemiyorsun.

Ne demokrasin gelişiyor, ne ekonomin gelişiyor nede milletin gelişiyor neticede. Ve 2001 yılında biz devraldığımızda iktidarı bunların 42,3 katrilyon borcu vardı Türkiye’nin ve biz 10 yılda bu borcu ödedik. Birilerinin yaptığı işte bu, parlamenter sisteminin milletimize götürüsü.

Buyurun bu millet ödedi 42,3 katrilyonu.

Biz nice baskılara rağmen IMF’den yeni borç alalım diye biliyorsunuz ne baskılar yapıldı. Ama biz dik durduk, dirayetli durduk milletimiz için dirayetli durduk ve borcu da Elhâmdülillah ödedik. Bugün IMF’ yede milyar dolar borç verebilme noktasına gelmiş, dimdik bir Türkiye var ama bütün bunlar neyle oldu? Tek parti iktidarı değil, istikrarla oldu, güçle oldu.

Birileri neyi istemiyor?

Bu istikrarı istemiyor. Birileri ilk fırsatta hatta keşke koalisyonlar olsa keşke böl parçala yönet. Bürokratik Oligarşinin güdümünde bir Türkiye istiyorlar. Ama bundan sonra böyle bir Türkiye olmayacak ve bu anlamda da ülkemizin geçirdiği geçmiş siyasi deneyimlerin de etkisiyle burdan yaptığımız çıkarsamalarla biz Ak Parti olarak Türkiye’yi daha denetlenebilen bütün güçleri halkın seçtiği, nitekim ki Türkiye fiilen de yarım başkanlık sistemindedir.

Neden?

Çünkü Cumhurbaşkanını da halk seçmektedir, parlamentoyu da halk seçmektedir. Ama bunun üzerine bir de başkanın ve parlamentonun birbirini çok daha fazla denetleyebildiği, bütün güçlerini milletten aldığı güçle birbirini denetleyebildiği ve dengeleyebildiği bir hükümet sistemidir başkanlık.

Öyle bir sistemde çok daha fazla halk denetiminin gerçekleşebildiği herkesin halkın terazi ve ağırlığını başka güçlerin değil sade ve sadece halkın terazisinin ve tartısının ağırlığı üzerinde hissettiği bir sistem olarak başkanlık sistemini kavrıyoruz. Bu anlamda da halkımızın ve ülkemizin ufkunu açacak böyle bir değiştiri önerisinde anayasa değişikliği çerçevesinde gündeme getirdik.

 

 

 

 

AK Partinin önerdiği başkanlık sistemi nasıl bir sistem olacak.Başkanlık sistemi barış sürecinde demokrasiye katkısı ne olur?

Bizim seçtiğimiz başkanlık sisteminde biraz öncede ifade ettiğim gibi parlamento ve başkanın birbiri üzerinde denetim yetkisi var. Sistemin kilitlenmemesi içinde bu denetim yetkisinin yanı sıra bir anlaşmazlık olduğunda sistemde olduğunda, sistemde bir kaos olmaması için ya Başkan Parlamentosunda uzlaşacaklar yada seçime gideceklerse birisi gitmeyecek.

Yarın hem Millet vekilleri gidip yeniden seçilecek hem de başkan yeniden seçilecek. Böylece sistemi bir gücün kilitlemesi yada bir gücün ağırlığını hissettirerek şuan ki Cumhurbaşkanlığında, Cumhurbaşkanı aslında başkanlık sisteminin başkanlık yetkilerinde daha fazla. Darbe Anayasasının etkisiyle, daha fazla etki ve yetkiye sahip bir Cumhurbaşkanlığı sistemi var.

Türkiye’de yani bunlar biz böyle değil biz güçlerin dengelendiği ve dolayısıyla güç dengesini iplerinin de halkın elinde olduğu bir sistem öneriyoruz ve kimsede burada sistemi kilitlerim diye özgür hissedemiyor. Çünkü öyle bir şey yaptığında seçime başkanda gidiyor yada parlamento da kilitlendiğinde kendi de gidiyor seçime..

Dolayısıyla böyle bir denge (brake balance) denge mekanizmalarının çok iyi bir biçimde kurulduğu ve aynı zamanda da Milletvekillerinin millete hizmet esasına çok daha fazla odaklandığı çünkü sistemde Bakanlar Milletvekillerinin içinden seçiliyor.

Oysaki bu sistemde Bakanlar işlerini yürütmekle sınırlı bir nevi üst düzey bürokrat olarak ve sadece başkanın bir ekibi olarak sorumluluğu olan unsurlar olarak konumlanıyorlar ve parlamenter milletvekili, üzerinde Milletvekili sadece Millete hizmet ve parlamenter çalışmalarda yaşama çalışmalarıyla sınırlı ve yetkili başkan bir yere geçiş beklentisiyle hareket etmeyecek olan siyasi aktörler olarak bölgelerine, illerine çok daha fazla hizmet edebilecek dolayısıyla aktörler olarak konumlandırılıyor ve bunu be şekilde de kaldırdığımızda biz Türkiye’de yasal sistemin çok daha vatandaş odaklı hale gelmesine başkanlık sistemine katkı sağlayabileceğini düşünüyorum.

 

Zeynep Karahan Uslu Kimdir?

Zeynep Karahan Uslu, Türk siyasatçi. İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi mezunu olan Dr. Uslu, aynı üniversitede önce yüksek lisans, ardından doktorasını tamamladı. 1998-2002 tarihlerinde İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümü Uygulamalı Sosyoloji Anabilim Dalı’nda öğretim üyeliği yaptı. 3 Kasım 2002 seçimlerinde İstanbul 2. bölge milletvekili seçilen ve AK Parti Halkla İlişkiler Başkan Yardımcısı olan Dr. Uslu; mecliste, Avrupa-Akdeniz Parlamenter Asamblesi Türk grubu Başkanı, TBMM Çevre Komisyonu sözcüsü, Pakistan Dostluk Grubu başkan vekili, Avrupa Parlamentolar Arası Nüfus ve Kalkınma Forumu Üyesi ve Türkiye-İtalya İşbirliği Protokolü’nün yürütülmesinden sorumlu eş başkan olarak görev yapmaktadır. Dr. Uslu 2007 yılında “Ordine della Stella della Solidarieta’İtaliana Commendatore-İtalyan Devlet Nişanı'na layık görüldü. 2007 seçimlerinde AK Parti aday listesinde yer almadı. 24. Dönem Şanlıurfa Milletvekili olarak TBMM'ye tekrar girmiştir. Evli ve 1 çocuk annesi. İngilizce biliyor.

YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Bu Kategorideki Diğer Haberler
Ucuz Toplu SMS Servisi
Bu habere de bakabilirsiniz İdo Tatlıses, Babasına İmrenmiş

İdo Tatlıses, Babasına İmrenmiş

Kurumsal

İçerik

Şanlıurfa

Urfa Haber

Urfa

Yukarı Çık